an online Instagram web viewer
  • kursatokutmus
    KursatOkutmus
    @kursatokutmus

Images by kursatokutmus

"Fakat bırakın mesafeler olsun birlikteliğinizde. Bırakın dans etsin göklerin rüzgarları aranızda. Birbirinizi sevin ama aşkı pranga eylemeyin: Bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk." Halil Cibran
・・・
🕊 (Sapanca Gölü, Sakarya ⚓️ Temmuz 2018) #sunset #lake #boat #naturephoto #trphotof #landscape_captures #trphotoy #awesome_earthpix #natureaddict #rsa_rural #awesomeearth #nature_wizards #allnatureshots #instanaturelover #longexposure #nightphotography #global_hotshotz #nature #instalike #gununkaresi #allshotsturkey #hayatakarken #anadolugram #zamanidurdur #turkinstagram #ig_turkey #travelling #travelblogger #turkobjektif
"Fakat bırakın mesafeler olsun birlikteliğinizde. Bırakın dans etsin göklerin rüzgarları aranızda. Birbirinizi sevin ama aşkı pranga eylemeyin: Bırakın ruhlarınızın kıyıları arasında dalgalanan bir deniz olsun aşk." Halil Cibran ・・・ 🕊 (Sapanca Gölü, Sakarya ⚓️ Temmuz 2018) #sunset  #lake  #boat  #naturephoto  #trphotof  #landscape_captures  #trphotoy  #awesome_earthpix  #natureaddict  #rsa_rural  #awesomeearth  #nature_wizards  #allnatureshots  #instanaturelover  #longexposure  #nightphotography  #global_hotshotz  #nature  #instalike  #gununkaresi  #allshotsturkey  #hayatakarken  #anadolugram  #zamanidurdur  #turkinstagram  #ig_turkey  #travelling  #travelblogger  #turkobjektif 
Yeni güne, seçilmiş arkadaş ‘patates surat’ ile başlamak! Çağırırsanız belki sizin yanınıza da gelebilir, tabi ilgilenecek daha keyifli bir fikri yoksa!
・・・
“Kedi gözlerini açtı,
Güneş girdi içeri.
Kedi gözlerini kapadı,
Güneş içerde kaldı.” Maurice Careme
・・・
🐾 (Cafe Naftalin, Balat, İstanbul 😽 Temmuz 2018) #catstagram #catlove #instacat #cutecat #meow #katze #catlover #animalsofinstagram #catoftheday #cat_features #ilovemycat #catwalk #catlovers #kittylove #catstagram #catvalentine #lovecats #mygreatcat #caturday #cats_of_world #istanbuldayasam #gununkaresi #hayatakarken #zamanidurdur #turkinstagram #ig_turkey
Yeni güne, seçilmiş arkadaş ‘patates surat’ ile başlamak! Çağırırsanız belki sizin yanınıza da gelebilir, tabi ilgilenecek daha keyifli bir fikri yoksa! ・・・ “Kedi gözlerini açtı, Güneş girdi içeri. Kedi gözlerini kapadı, Güneş içerde kaldı.” Maurice Careme ・・・ 🐾 (Cafe Naftalin, Balat, İstanbul 😽 Temmuz 2018) #catstagram  #catlove  #instacat  #cutecat  #meow  #katze  #catlover  #animalsofinstagram  #catoftheday  #cat_features  #ilovemycat  #catwalk  #catlovers  #kittylove  #catstagram  #catvalentine  #lovecats  #mygreatcat  #caturday  #cats_of_world  #istanbuldayasam  #gununkaresi  #hayatakarken  #zamanidurdur  #turkinstagram  #ig_turkey 
O an hep gelir bilirsin. O hayatını değiştiren büyük an. Ayaklarını yerden kesip neyin önemli olup olmadığını hatırlatan an..
・・・
🕊 (Valide Han, Eminönü, İstanbul 🎈 Temmuz 2018)
O an hep gelir bilirsin. O hayatını değiştiren büyük an. Ayaklarını yerden kesip neyin önemli olup olmadığını hatırlatan an.. ・・・ 🕊 (Valide Han, Eminönü, İstanbul 🎈 Temmuz 2018)
Saklanacak güzel bir yer bulmuştum... Oracıkta oturup, söylene söylene gelecek güzel yüzlüyü beklemeye koyuldum...
・・・
🕊 (Balat, İstanbul, Temmuz 2018)
Saklanacak güzel bir yer bulmuştum... Oracıkta oturup, söylene söylene gelecek güzel yüzlüyü beklemeye koyuldum... ・・・ 🕊 (Balat, İstanbul, Temmuz 2018)
Günün en keyifli anı, dinlenmeye çekilmiş kıyılarda ayaküstü yapılan sohbetlerdi.. Batmak üzere olan güneş, son bir tur daha yorgun bedenini aşındırırken; ‘hayat bazen kaybettiğin yerden başlar’ demişti.. Hayli zamandır hiç kimseyle bu kadar uzun konuşmamıştım.. Vedalaşırken demir çapasını koynuna bırakıp, yorgunluğunun bir kısmını kendi üzerime aldım..
・・・
🕊 (Eskikaraağaç Köyü, Uluabat Gölü, Bursa ⚓️ Haziran 2018)
Günün en keyifli anı, dinlenmeye çekilmiş kıyılarda ayaküstü yapılan sohbetlerdi.. Batmak üzere olan güneş, son bir tur daha yorgun bedenini aşındırırken; ‘hayat bazen kaybettiğin yerden başlar’ demişti.. Hayli zamandır hiç kimseyle bu kadar uzun konuşmamıştım.. Vedalaşırken demir çapasını koynuna bırakıp, yorgunluğunun bir kısmını kendi üzerime aldım.. ・・・ 🕊 (Eskikaraağaç Köyü, Uluabat Gölü, Bursa ⚓️ Haziran 2018)
"... külrengi bir yalnızlığın tam ortasında öldürüldüğümde, cinayet mahallinde ben de vardım. tam kıyıdaydım. her şeyi gördüm."
・・・
Bir hayat hiç yaşanmadığı gibi anlatılabilir mi? İnsan hem özgür hem de tutsak hissedebilir mi kendini? İç kısımda mı, kıyıda mı yaşadığını bilememek; hayattayken ‘insanca’ yaşamayı istemek çok ağır değil mi? Ahmet Cemal’in tarif ettiği kıyıda yaşıyoruz şimdi.. Ve öldürdüğümüz her duyguyla ‘evden’, kıyıdan daha da uzaklaşıyoruz!
・・・
🐾 Biz tüm iç limanlardan uzaklaşırken, onlar inadına yaklaşıyorlar! Uluabat Gölü‘nün (Apolyont Gölü) kenarında yer alan Eskikaracaköy, her yıl onlarca leyleğe ev sahipliği yapıyor. Leylek Köyü olarakta bilinen Eskikaracaköy’de her yıl düzenlenen Leylek Şenliği’ne yetişemedik ama kuluçkaya yatmaya hazırlanan leylekleri göreceğimizden eminim... ・・・
🕊 (Eskikaraağaç Köyü, Haziran 2018) #lake #boat
"... külrengi bir yalnızlığın tam ortasında öldürüldüğümde, cinayet mahallinde ben de vardım. tam kıyıdaydım. her şeyi gördüm." ・・・ Bir hayat hiç yaşanmadığı gibi anlatılabilir mi? İnsan hem özgür hem de tutsak hissedebilir mi kendini? İç kısımda mı, kıyıda mı yaşadığını bilememek; hayattayken ‘insanca’ yaşamayı istemek çok ağır değil mi? Ahmet Cemal’in tarif ettiği kıyıda yaşıyoruz şimdi.. Ve öldürdüğümüz her duyguyla ‘evden’, kıyıdan daha da uzaklaşıyoruz! ・・・ 🐾 Biz tüm iç limanlardan uzaklaşırken, onlar inadına yaklaşıyorlar! Uluabat Gölü‘nün (Apolyont Gölü) kenarında yer alan Eskikaracaköy, her yıl onlarca leyleğe ev sahipliği yapıyor. Leylek Köyü olarakta bilinen Eskikaracaköy’de her yıl düzenlenen Leylek Şenliği’ne yetişemedik ama kuluçkaya yatmaya hazırlanan leylekleri göreceğimizden eminim... ・・・ 🕊 (Eskikaraağaç Köyü, Haziran 2018) #lake  #boat 
...
- Kız abu nerden böyle?
- Eccük odun topladım yazudan...
- Nasılsın, iyi misin?
- Şükür olsun...
- Yoruldun mu?
- Yoh!
- Urban güzelmiş...
- Essaah! Vay babağan anağan!
- Yol arkadaşın söz dinler mi?
- Ğaşmer! Ben onu dinlirem!
- Var mı bir isteğin?
- Ağleşin, cızlak yapım, katık yapım...
・・・
Abu/abla-ana, eccük/azıcık, yazu/arazi, urba/elbise, essah/sahi mi-doğru mu, ğaşmer/çirkin-sevimli, ağleşin/bekleyin-durun, cızlak/sac ekmeği, katık/ayran.
・・・
Aşağı yukarı bölge ağzı, lehçe böyleydi. Yine de hata varsa affola. Saded; ne yapsak haklarını ödeyemeyiz. Tüm annelerin günü kutlu olsun.
・・・
🕊 (Çamiçi Yaylası, Tokat, Mayıs 2018)
... - Kız abu nerden böyle? - Eccük odun topladım yazudan... - Nasılsın, iyi misin? - Şükür olsun... - Yoruldun mu? - Yoh! - Urban güzelmiş... - Essaah! Vay babağan anağan! - Yol arkadaşın söz dinler mi? - Ğaşmer! Ben onu dinlirem! - Var mı bir isteğin? - Ağleşin, cızlak yapım, katık yapım... ・・・ Abu/abla-ana, eccük/azıcık, yazu/arazi, urba/elbise, essah/sahi mi-doğru mu, ğaşmer/çirkin-sevimli, ağleşin/bekleyin-durun, cızlak/sac ekmeği, katık/ayran. ・・・ Aşağı yukarı bölge ağzı, lehçe böyleydi. Yine de hata varsa affola. Saded; ne yapsak haklarını ödeyemeyiz. Tüm annelerin günü kutlu olsun. ・・・ 🕊 (Çamiçi Yaylası, Tokat, Mayıs 2018)
Sana rastladığımda, toprağa sırtını dönmüşler uzaktaydı… Yalnızlığını ekerken yakalamıştım seni… Kuşlar beyaz bulutları öpmüş, ince ince bir yağmur düşmüştü üzerimize. Uzun uzun bakmıştım yüzüne, uzun uzun bakmıştın kalan işlere…
•
(Hiç konuşmadan ne de çok konuşmuştuk!)
Renkli bir heybe vardı sırtında, içinde umut ve bereket… Elbet şenlik geri dönecek, sabret!
・・・
🕊 (Çamiçi Yaylası, Tokat, Mayıs 2018)
Sana rastladığımda, toprağa sırtını dönmüşler uzaktaydı… Yalnızlığını ekerken yakalamıştım seni… Kuşlar beyaz bulutları öpmüş, ince ince bir yağmur düşmüştü üzerimize. Uzun uzun bakmıştım yüzüne, uzun uzun bakmıştın kalan işlere… • (Hiç konuşmadan ne de çok konuşmuştuk!) Renkli bir heybe vardı sırtında, içinde umut ve bereket… Elbet şenlik geri dönecek, sabret! ・・・ 🕊 (Çamiçi Yaylası, Tokat, Mayıs 2018)
Sivas’tan, önce Tokat’a, ardından da Niksar’a freni boşalmış bir kamyon gibi, yokuş aşağı inmiştik… 1285’lerden, yaklaşık iki saatte neredeyse sıfır rakıma… Çankaya Tepesi’nden bakınca, Canik ve Dönek dağları arasında uzanan yemyeşil vadiyi ve Karadeniz’e ulaşmak için can atan Kelkit Çayı’nı seçebiliyorduk artık… Tarihi İpek Yolu’nun bu zümrüt gerdanlıktan geçiyor olmasına şaşmamalı!
•
Diyarbakır’dan sonra en uzun surlara sahip olan kale burçlarından uzun uzun Niksar’ı seyrediyorum... Tarihi ve günümüz kaderini süzgeçten geçirince, büyüdüğüm şehre benzetmiştim! Kalesi, sesleri, izleri ve nefesi... Daha önce görmediğim, bilmediğim sokakları tanıdık gelmişti...
•
Alp Aslan beylerinden Danışmend Gazi bu manzaranın keyfini çıkarmış mıdır bilinmez ama bir zamanlar genç ve yerinde duramayan Bey’lerin, Prens’lerin rüyalarını süsleyen bu zenginlik, günümüzde de ‘doymayan amaçsızların’ iştahını kabartıyor olmalı!
・・・
Anadolu’yu bir uçtan diğer uca dolaşan Erzurumlu Emrah’ın son durağı olmuştu Niksar. Şair Cahit Kulebi’nin gençliği ve özlemiydi: “Niksar’da evimizdeyken / Küçük bir serçe kadar hürdüm” diyordu ‘İstanbul’ şiirinde… Bir serçe kadar hürdüm ve dört günlük, sakin bir gezi planı yapmıştım bu dev çamın gölgesinde…
・・・
🕊 (Niksar’da Dört Gün, Mayıs 2018)
Sivas’tan, önce Tokat’a, ardından da Niksar’a freni boşalmış bir kamyon gibi, yokuş aşağı inmiştik… 1285’lerden, yaklaşık iki saatte neredeyse sıfır rakıma… Çankaya Tepesi’nden bakınca, Canik ve Dönek dağları arasında uzanan yemyeşil vadiyi ve Karadeniz’e ulaşmak için can atan Kelkit Çayı’nı seçebiliyorduk artık… Tarihi İpek Yolu’nun bu zümrüt gerdanlıktan geçiyor olmasına şaşmamalı! • Diyarbakır’dan sonra en uzun surlara sahip olan kale burçlarından uzun uzun Niksar’ı seyrediyorum... Tarihi ve günümüz kaderini süzgeçten geçirince, büyüdüğüm şehre benzetmiştim! Kalesi, sesleri, izleri ve nefesi... Daha önce görmediğim, bilmediğim sokakları tanıdık gelmişti... • Alp Aslan beylerinden Danışmend Gazi bu manzaranın keyfini çıkarmış mıdır bilinmez ama bir zamanlar genç ve yerinde duramayan Bey’lerin, Prens’lerin rüyalarını süsleyen bu zenginlik, günümüzde de ‘doymayan amaçsızların’ iştahını kabartıyor olmalı! ・・・ Anadolu’yu bir uçtan diğer uca dolaşan Erzurumlu Emrah’ın son durağı olmuştu Niksar. Şair Cahit Kulebi’nin gençliği ve özlemiydi: “Niksar’da evimizdeyken / Küçük bir serçe kadar hürdüm” diyordu ‘İstanbul’ şiirinde… Bir serçe kadar hürdüm ve dört günlük, sakin bir gezi planı yapmıştım bu dev çamın gölgesinde… ・・・ 🕊 (Niksar’da Dört Gün, Mayıs 2018)
Masal bitince, sen susunca, çocukluğum beni unutup gider sanki bir sokak ortasında... Ceplerimde biriken taşlarla, kapısını çalmaya korktuğum en sahipsiz ev bizimki sanki... Yüzümde güneş kalmış, üstüm başım toz duman, oturmuşum oracıkta...
・・・
🕊 (Mardin, Nisan, 2018)
Masal bitince, sen susunca, çocukluğum beni unutup gider sanki bir sokak ortasında... Ceplerimde biriken taşlarla, kapısını çalmaya korktuğum en sahipsiz ev bizimki sanki... Yüzümde güneş kalmış, üstüm başım toz duman, oturmuşum oracıkta... ・・・ 🕊 (Mardin, Nisan, 2018)
Kuşları nasıl sevdiğimi bilirsin, şiirleri ve hikayeleri olan kentleri de... Uçamadığımdan olsa gerek sürekli yollarda olmayı da...
•
Güvercin tedirginliği var yollarda! Serçe telaşı sinmiş üzerimize... Böylesine güzel bir manzaranın karşısında olabildiğince özgür olmayı seçiyorum...
•
Her gördüğüm eve, her girdiğim sokağa, her gittiğim yere aşık olmam korkutuyor seni biliyorum! Yine eski bir sevgiliden yazıyorum: Yorgun bir avludan, koşturan gün ışığı gülüşlü çocukların arasından, anaç bir kadının yanından...
•
Ne diyordu Ülkü Tamer; ‘Dünyada ne kadar kuş varsa, bir fazlası senin soluğunda’... Kuşların kanat seslerini, gelip geçene verdiğim selamı, içinde bulunduğum sarhoşluğu gönderiyorum sana... Işığı gönderiyorum; gölgeyi, taşı, toprağı ve sabahı... Günbatımını, tüm sesleri ve gizemli geceyi...
・・・
🕊 (Mardin Notları, Nisan, 2018)
Kuşları nasıl sevdiğimi bilirsin, şiirleri ve hikayeleri olan kentleri de... Uçamadığımdan olsa gerek sürekli yollarda olmayı da... • Güvercin tedirginliği var yollarda! Serçe telaşı sinmiş üzerimize... Böylesine güzel bir manzaranın karşısında olabildiğince özgür olmayı seçiyorum... • Her gördüğüm eve, her girdiğim sokağa, her gittiğim yere aşık olmam korkutuyor seni biliyorum! Yine eski bir sevgiliden yazıyorum: Yorgun bir avludan, koşturan gün ışığı gülüşlü çocukların arasından, anaç bir kadının yanından... • Ne diyordu Ülkü Tamer; ‘Dünyada ne kadar kuş varsa, bir fazlası senin soluğunda’... Kuşların kanat seslerini, gelip geçene verdiğim selamı, içinde bulunduğum sarhoşluğu gönderiyorum sana... Işığı gönderiyorum; gölgeyi, taşı, toprağı ve sabahı... Günbatımını, tüm sesleri ve gizemli geceyi... ・・・ 🕊 (Mardin Notları, Nisan, 2018)
Bir önceki paylaşımdan devam 👉
•
Avrupa; yeni tanıştığı Orta Asya menşeli bu çiçekle haşır neşir olurken, içerde, Osmanlı topraklarında da sadrazamlardan paşalara herkeste bir lale çılgınlığı vardır. En farklı renk ve soğan için gizli bahçeler kuruluyor, yeni üretilen türlere özel isimler veriliyor ve daha da ileri giderek ‘ilginç’ bulunan yeni lale soğanlarına servet ödeniyor! Mesela sevgiliye ithaf edilen ‘gönül yakan’ veya şansa vurgu yapan ‘talih yıldızı’… Bir zaman sonra zevk ve sefaya giden yolun baş aktörü olacaktır lale! Hatta sanatı ve musikiyi de etkisi altına alacak; şiirlerde, şarkılarda, ahşaplarda ve tezhiplerde baş gösterecektir. (Bu örneklerin sergilendiği Lale Müzesi’ni gezebilirsiniz.)
•
Lale Devri sırasında bir rivayete göre Çırağan Sarayı’nın bahçesindeki en özel lale olan ‘Taç-ı Kayser’ çalınmış ve uzun süre aranmasına rağmen bulunamamış! Zaman zaman tek bir özel soğanın 1000 altın değerine ulaştığı lalenin ‘bize özgü’ trajedik öyküsü ise işte tam da bu ünlü olduğu dönemden sonra başlıyor..
•
Lale çılgınlığına rağmen Osmanlı, nasıl başarıyorsa lale üretimi ve ticaretini Hollanda’ya kaptırıyor! Hatta bir zaman sonra lale soğanlarını bu ülkeden sağlamaya başlıyor… İhtal edilen –kısırlaştırılmış- lale soğanları, ilginçtir, bir kere çiçek veriyor ve sonra ölüyor! Ve Lale Devri’ni yaşamış, laleriyle ünlü İstanbul’a, bir zaman sonra lale sevdası pahalı gelmeye başlıyor. 18. Yüzyıl ile birlikte bu harika renkler her geçen yıl biraz daha azalıyor…
•
Bugün dünyanın bir çok ülkesi, lale üretimine devam ediyor, lale festivalleri düzenliyor. Adına da ‘tulip-tulipmania’ diyor. Yani, öyle veya böyle, lale-tulip bitmiyor, çoğalarak yaşamını sürdürüyor. Sahi, bu ‘tulip’ ismi nereden geliyor?
・・・
(Bugün dünyanın en büyük lale üreticisi Hollanda. Üsküdarlı Baltacızade Mustafa Çelebi’nin 18’nci yüzyılda Abı Kevser, Arı Rummanı, Abı Yakut adlarıyla türettiği nadide laleleri, 3 asır sonra Rosario, Leenvandermark, Furand adlarıyla Hollanda’dan ithal edip üretim merkezleri kuran Türkiye, son 5 yılda yeniden üreticilerden biri haline geldi!)
・・・
🌷 (Lale’nin Hikayesi 2, Nisan 2018, İstanbul)
Bir önceki paylaşımdan devam 👉 • Avrupa; yeni tanıştığı Orta Asya menşeli bu çiçekle haşır neşir olurken, içerde, Osmanlı topraklarında da sadrazamlardan paşalara herkeste bir lale çılgınlığı vardır. En farklı renk ve soğan için gizli bahçeler kuruluyor, yeni üretilen türlere özel isimler veriliyor ve daha da ileri giderek ‘ilginç’ bulunan yeni lale soğanlarına servet ödeniyor! Mesela sevgiliye ithaf edilen ‘gönül yakan’ veya şansa vurgu yapan ‘talih yıldızı’… Bir zaman sonra zevk ve sefaya giden yolun baş aktörü olacaktır lale! Hatta sanatı ve musikiyi de etkisi altına alacak; şiirlerde, şarkılarda, ahşaplarda ve tezhiplerde baş gösterecektir. (Bu örneklerin sergilendiği Lale Müzesi’ni gezebilirsiniz.) • Lale Devri sırasında bir rivayete göre Çırağan Sarayı’nın bahçesindeki en özel lale olan ‘Taç-ı Kayser’ çalınmış ve uzun süre aranmasına rağmen bulunamamış! Zaman zaman tek bir özel soğanın 1000 altın değerine ulaştığı lalenin ‘bize özgü’ trajedik öyküsü ise işte tam da bu ünlü olduğu dönemden sonra başlıyor.. • Lale çılgınlığına rağmen Osmanlı, nasıl başarıyorsa lale üretimi ve ticaretini Hollanda’ya kaptırıyor! Hatta bir zaman sonra lale soğanlarını bu ülkeden sağlamaya başlıyor… İhtal edilen –kısırlaştırılmış- lale soğanları, ilginçtir, bir kere çiçek veriyor ve sonra ölüyor! Ve Lale Devri’ni yaşamış, laleriyle ünlü İstanbul’a, bir zaman sonra lale sevdası pahalı gelmeye başlıyor. 18. Yüzyıl ile birlikte bu harika renkler her geçen yıl biraz daha azalıyor… • Bugün dünyanın bir çok ülkesi, lale üretimine devam ediyor, lale festivalleri düzenliyor. Adına da ‘tulip-tulipmania’ diyor. Yani, öyle veya böyle, lale-tulip bitmiyor, çoğalarak yaşamını sürdürüyor. Sahi, bu ‘tulip’ ismi nereden geliyor? ・・・ (Bugün dünyanın en büyük lale üreticisi Hollanda. Üsküdarlı Baltacızade Mustafa Çelebi’nin 18’nci yüzyılda Abı Kevser, Arı Rummanı, Abı Yakut adlarıyla türettiği nadide laleleri, 3 asır sonra Rosario, Leenvandermark, Furand adlarıyla Hollanda’dan ithal edip üretim merkezleri kuran Türkiye, son 5 yılda yeniden üreticilerden biri haline geldi!) ・・・ 🌷 (Lale’nin Hikayesi 2, Nisan 2018, İstanbul)
Tam ‘laleyi yeniden keşfediyoruz’ derken; Taksim Meydanı’nda beton bloklara hapsedilmiş, başına görevli dikilmiş ‘lale’ manzaraları bu harika çiçek ile yeniden aramızı açmasın! Hem lalenin tüm bu olup biten saçmalıklar içinde suçu ne olabilir ki! Sultanahmet Meydanı’nda oluşturulan ödüllü ‘lale halısı’ veya Taksim Meydanı lale manzaraları estetik ve konum olarak ‘keyifli’ görünmüyor olabilir ama bu işin teşhirinin harika bir şekilde uygulandığı bir koru var: Emirgan… Baharı müjdeleyen ve laleyle bütünleşen Emirgan Korusu, toprağı işleyene ve suyunu verene ‘teşekkür’ ettiriyor.
・・・
Yeniden keşfetmeye başlamışken, ‘lale’ özelinde biraz sohbet edelim mi?
•
Orta Asya’dan atlara binip Anadolu’ya gelirken, Selçuklu’nun heybede taşıdığı tohumlardan biride laledir… Bu zorlu yolculuğa direnmesinden de anlaşılacağı gibi, güçlü bir yabani... 16. Yüzyıla kadar Osmanlı’nın baştacı yaptığı güllere, sümbüllere ve karanfillere yenik düşüp boynunu bükmemiş, aksine sahneye çıkacağı güne kadar bozkırlarda, kayalıklarda ve meraklısı eşliğinde bahçelerde direnmiş. Zamanı geldiğinde de ‘devrine’ adını vermekle kalmamış, adeta ‘çılgınlığa’ dönüşmüş.
•
Osmanlı, sınırlarını genişletirken ulaştığı yeni topraklara kültür sandığını da taşımış. O sandıkta, ününü Avrupa’ya taşıyacak olan lale tohumu da var. Özellikle Sultan Süleyman’ın hediye olarak gönderdiği lale, Avrupa’da büyük ilgi görüyor. Artık, bir zaman sonra ‘lale’, ünü çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, elde edilmesi pahalı, hatta adına borsalar açılmış, borsası çöktüğünde bir gecede zenginleri fakir düşüren, günümüz ‘bitcoin’ bilinmezliğine benzer bir heyecan yaratan, lüks bir çiçek/ticaret türüdür! (Tarihin ilk finans spekülasyonu denilebilir mi bilmiyorum ama Alexandre Dumas’ın Siyah Lale romanı bu devrin bir başka boyutunu anlatır. Bu borsa balonundan nasibini alanlardan biri de ünlü ressam Jan Van Goyen’dir. Goyen, -iddiaya göre- Amsterdam’da bir ev almaya yetecek olan 900 gulden ve üzerine iki tablosu karşılığında bir miktar lale soğanı alanlardandır.)
•
Asıl hikaye bundan sonra başlıyor! Devam edeceğiz…
・・・
🌷 (Lale’nin Hikayesi 1, Nisan 2018, Emirgan Korusu, İstanbul)
Tam ‘laleyi yeniden keşfediyoruz’ derken; Taksim Meydanı’nda beton bloklara hapsedilmiş, başına görevli dikilmiş ‘lale’ manzaraları bu harika çiçek ile yeniden aramızı açmasın! Hem lalenin tüm bu olup biten saçmalıklar içinde suçu ne olabilir ki! Sultanahmet Meydanı’nda oluşturulan ödüllü ‘lale halısı’ veya Taksim Meydanı lale manzaraları estetik ve konum olarak ‘keyifli’ görünmüyor olabilir ama bu işin teşhirinin harika bir şekilde uygulandığı bir koru var: Emirgan… Baharı müjdeleyen ve laleyle bütünleşen Emirgan Korusu, toprağı işleyene ve suyunu verene ‘teşekkür’ ettiriyor. ・・・ Yeniden keşfetmeye başlamışken, ‘lale’ özelinde biraz sohbet edelim mi? • Orta Asya’dan atlara binip Anadolu’ya gelirken, Selçuklu’nun heybede taşıdığı tohumlardan biride laledir… Bu zorlu yolculuğa direnmesinden de anlaşılacağı gibi, güçlü bir yabani... 16. Yüzyıla kadar Osmanlı’nın baştacı yaptığı güllere, sümbüllere ve karanfillere yenik düşüp boynunu bükmemiş, aksine sahneye çıkacağı güne kadar bozkırlarda, kayalıklarda ve meraklısı eşliğinde bahçelerde direnmiş. Zamanı geldiğinde de ‘devrine’ adını vermekle kalmamış, adeta ‘çılgınlığa’ dönüşmüş. • Osmanlı, sınırlarını genişletirken ulaştığı yeni topraklara kültür sandığını da taşımış. O sandıkta, ününü Avrupa’ya taşıyacak olan lale tohumu da var. Özellikle Sultan Süleyman’ın hediye olarak gönderdiği lale, Avrupa’da büyük ilgi görüyor. Artık, bir zaman sonra ‘lale’, ünü çok geniş bir coğrafyaya yayılmış, elde edilmesi pahalı, hatta adına borsalar açılmış, borsası çöktüğünde bir gecede zenginleri fakir düşüren, günümüz ‘bitcoin’ bilinmezliğine benzer bir heyecan yaratan, lüks bir çiçek/ticaret türüdür! (Tarihin ilk finans spekülasyonu denilebilir mi bilmiyorum ama Alexandre Dumas’ın Siyah Lale romanı bu devrin bir başka boyutunu anlatır. Bu borsa balonundan nasibini alanlardan biri de ünlü ressam Jan Van Goyen’dir. Goyen, -iddiaya göre- Amsterdam’da bir ev almaya yetecek olan 900 gulden ve üzerine iki tablosu karşılığında bir miktar lale soğanı alanlardandır.) • Asıl hikaye bundan sonra başlıyor! Devam edeceğiz… ・・・ 🌷 (Lale’nin Hikayesi 1, Nisan 2018, Emirgan Korusu, İstanbul)
Satırlar ya da paragraflar arasında öylelerine rastlarız ki; ‘okumanın tarihçisi’ Alberto Manguel’in dediği gibi, ‘işte her şey bu’ diye düşünürüz... O tek satırı aramak için yaşarız belki de... Bazen şansımız yaver gider, buluruz. Bakarsınız bahtımıza Ahmet Hamdi Tanpınar çıkmış!
•
Hayatının büyük bir bölümünü anlaşılamama, yalnızlık ve kaçınılmaz çelişkilerle yaşayan Tanpınar; önceleri radikal bir Batıcı iken, 1930’lu yıllardan sonra ‘kendisi için tefsir ettiği’ bir Şark’ta yaşar... Bu durumu satır aralarında belki bilmeden, belki de bilinçli bir şekilde şöyle yorumlar: “Debussy’yi, Wagner’i sevmek ve Mahur Beste’yi yaşamak, bu bizim talihimiz.”
•
Tanpınar’ın kendi kişiliğinde, bir çeşit ‘suçluluk’ duygusuyla taşıdığı bu gerilimi, Avrupalı olmayan yazarlardan Cuniçino Tanizaki’ninkine benzetir bazı eleştirmenler. Japon yazar Tanizaki gibi Tanpınar için de gelenek ile Batılılaşma arasındaki gerilim bir acı kaynağıdır; ancak büyük bir fark vardır arada: Tanizaki bu gerilimin şiddetinden, acı çekme ve çektirmeden zevk alır; Tanpınar ise iki dünya arasındaki konumunu ve bu konumda kalmanın kederini ve hüznünü yansıtır.
•
İşte; Tanpınar’ın en önemli eserlerinden olan Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Mahur Beste bu Doğu-Batı ikileminin yarattığı çelişkilerin ve sancıların eşliğinde yazılmıştı. Doğumunun 117, ölümünün ise 56. Yılında belki de bizler hala onun penceresindeyiz!
•••
26 Mart - 1 Nisan arası Kütüphane Haftası’nı kutluyor olacağız. Yakınımıza düşen kütüphanelerin haritasını çıkarmak ve kapılarını aralamak için ideal bir hafta. Bu vesileyle bahsi,  Tanpınar’ın da çok sevdiği ve sık sık tekrarladığı Yahya Kemal’in sözüyle, -temenni ederek- bitirelim: “Resmimiz ve nesrimiz olsa, başka bir millet olurduk.”
・・・
📚 Tanpınar’ın Kıyısında (2018, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, İstanbul) #library #book
Satırlar ya da paragraflar arasında öylelerine rastlarız ki; ‘okumanın tarihçisi’ Alberto Manguel’in dediği gibi, ‘işte her şey bu’ diye düşünürüz... O tek satırı aramak için yaşarız belki de... Bazen şansımız yaver gider, buluruz. Bakarsınız bahtımıza Ahmet Hamdi Tanpınar çıkmış! • Hayatının büyük bir bölümünü anlaşılamama, yalnızlık ve kaçınılmaz çelişkilerle yaşayan Tanpınar; önceleri radikal bir Batıcı iken, 1930’lu yıllardan sonra ‘kendisi için tefsir ettiği’ bir Şark’ta yaşar... Bu durumu satır aralarında belki bilmeden, belki de bilinçli bir şekilde şöyle yorumlar: “Debussy’yi, Wagner’i sevmek ve Mahur Beste’yi yaşamak, bu bizim talihimiz.” • Tanpınar’ın kendi kişiliğinde, bir çeşit ‘suçluluk’ duygusuyla taşıdığı bu gerilimi, Avrupalı olmayan yazarlardan Cuniçino Tanizaki’ninkine benzetir bazı eleştirmenler. Japon yazar Tanizaki gibi Tanpınar için de gelenek ile Batılılaşma arasındaki gerilim bir acı kaynağıdır; ancak büyük bir fark vardır arada: Tanizaki bu gerilimin şiddetinden, acı çekme ve çektirmeden zevk alır; Tanpınar ise iki dünya arasındaki konumunu ve bu konumda kalmanın kederini ve hüznünü yansıtır. • İşte; Tanpınar’ın en önemli eserlerinden olan Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Mahur Beste bu Doğu-Batı ikileminin yarattığı çelişkilerin ve sancıların eşliğinde yazılmıştı. Doğumunun 117, ölümünün ise 56. Yılında belki de bizler hala onun penceresindeyiz! ••• 26 Mart - 1 Nisan arası Kütüphane Haftası’nı kutluyor olacağız. Yakınımıza düşen kütüphanelerin haritasını çıkarmak ve kapılarını aralamak için ideal bir hafta. Bu vesileyle bahsi, Tanpınar’ın da çok sevdiği ve sık sık tekrarladığı Yahya Kemal’in sözüyle, -temenni ederek- bitirelim: “Resmimiz ve nesrimiz olsa, başka bir millet olurduk.” ・・・ 📚 Tanpınar’ın Kıyısında (2018, Ahmet Hamdi Tanpınar Edebiyat Müze Kütüphanesi, İstanbul) #library  #book 
Yaşadığımız büyükşehir kargaşasından bir an sıkılıp, insan ve motor uğultusu dışında sesler aranmaya başladığımızda fark ediyoruz; hayvanların hayatımızdan çekip gittiğini! Denizden, gökyüzünden ve sokak aralarından birer birer çekilip giden dostlarımızın ‘veda mektuplarını’ topluyorum bu günlerde...
•
Biz ‘insanlığı’, onlar ‘göçmenliği’ bırakmadıkça aramızda olmaya devam edecek olan leyleklerin ‘alkışlı protestosu’ var mesela bu günlerde, Gülhane’de... Gerçi şair Akgün Akova, ‘hayvanların protesto ve grev hakları yoktur’ demiştir ama kanunlaşmamıştır nasıl olsa!
•
Yolunuz düşerse, baharı müjdeliyorlar ve Gülhane’deler... Bu arada eklemeliyim; leyleği havada görürseniz, bütün yıl gezersiniz!
・・・
🕊 (Mart 2018, İstanbul)
Yaşadığımız büyükşehir kargaşasından bir an sıkılıp, insan ve motor uğultusu dışında sesler aranmaya başladığımızda fark ediyoruz; hayvanların hayatımızdan çekip gittiğini! Denizden, gökyüzünden ve sokak aralarından birer birer çekilip giden dostlarımızın ‘veda mektuplarını’ topluyorum bu günlerde... • Biz ‘insanlığı’, onlar ‘göçmenliği’ bırakmadıkça aramızda olmaya devam edecek olan leyleklerin ‘alkışlı protestosu’ var mesela bu günlerde, Gülhane’de... Gerçi şair Akgün Akova, ‘hayvanların protesto ve grev hakları yoktur’ demiştir ama kanunlaşmamıştır nasıl olsa! • Yolunuz düşerse, baharı müjdeliyorlar ve Gülhane’deler... Bu arada eklemeliyim; leyleği havada görürseniz, bütün yıl gezersiniz! ・・・ 🕊 (Mart 2018, İstanbul)
“Şehre bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...” Ahmet Ümit, İstanbul Hatırası
・・・
⚓️ (Mart 2018, İstanbul)
“Şehre bakıyorduk denizden: Nevzat, Demir, bir de ben. Sisler içindeydi İstanbul... Sisler içinde deniz... Sisler içinde teknemiz. Sultanahmet'in minareleriydi görülen, Ayasofya'nın kubbesi, Topkapı Sarayı'nın kuleleri. Hiç yağmalanmamış, yıkılmamış, kirletilmemiş gibiydi şehir. Bembeyaz bir sisle örtmüştü doğa, ne varsa görüntüyü çirkinleştiren. Güneş doğmadan bir anlığına beliren bir hayal gibi... Büyülü bir bulut gibi... Bir masal imgesi gibi... Yeni kurulmuş bir kent gibi... Taze bir başlangıç gibi... Genç, umutlu, güzel...” Ahmet Ümit, İstanbul Hatırası ・・・ ⚓️ (Mart 2018, İstanbul)
Haliç’ten yansıyan ışık oyunları, gün boyunca bulduğu her aralıktan sokaklara sızıyor… Hafif bir yağmur sonrası; tüm oyunlar bozuluyor ve sokaklar sadece meraklılarına kalıyor!
•
Eski İstanbul’u solumak için sayıları azalan tarihi kapılardan birinin eşiğinde, ‘kırmızı bina’nın önündeyim... Tam bu noktada soluklanmak ‘Sancaklar Yokuşu’na ve yaşanmışlıklara saygıdan! Soluklanıyorum...
•
Halk arasında ki yaygın adı: ‘Kırmızı Mektep’... 564 yıllık geçmişi, Rum komşularımız ile olan ilişkilerimizin seyrine göre değişkenlik gösteriyor: Zaman zaman kapalı, bir dönem akademi, sonra müze ve nihayetinde okul...
•
İstanbul’un fethinden hemen sonra okul olarak hizmete dönüşü, kenti terk eden Ortodoksların geri dönmesinde büyük rol oynamış. Fatih Sultan Mehmet’in Patrik Gennadios’a tanıdığı ferman izni ile 1454 ‘de açılan “Mektebi-i Kebir”, bir zaman sonra Osmanlı coğrafyasında Edebiyat Akademisi olarak anılıyor. Mesela Eflak ve Bogdan beyleri bu okuldan mezun. Teofilos Koridaleus, Aleksandros Mavrokordatosi, Avgenios Vulgaris ve Konstantin Kumas gibi 16. Yüzyılın önemli kalemleri bu okulda ders vermiş. Dünden bugüne bakıldığında en parlak yılları da o yıllar. Bir zamanlar ihtişamlı kulesine kurulan teleskoplar ile astronomi eğitimlerine de ev sahipliği yapan yapı, günümüzde ise Fener Rum Lisesi olarak bir nesle daha ışık tutuyor.
•
Yapının mimarı, mimarisi, kırmızısı, saati, duvar ve tavan resimleri de araştırmaya değer yeni bilgiler sunuyor meraklısına... Bu değerli detayları da bir başka paylaşıma bırakalım. Zira ‘instagram’ yazılım ekibi, kullandığımız harflerin hesabını tutup, ‘uzatıp durma, tadında bırak’ diyor!
・・・
(2018, Balat, İstanbul) #vscofotografcilik #rain #street #history #architecture #travel
Haliç’ten yansıyan ışık oyunları, gün boyunca bulduğu her aralıktan sokaklara sızıyor… Hafif bir yağmur sonrası; tüm oyunlar bozuluyor ve sokaklar sadece meraklılarına kalıyor! • Eski İstanbul’u solumak için sayıları azalan tarihi kapılardan birinin eşiğinde, ‘kırmızı bina’nın önündeyim... Tam bu noktada soluklanmak ‘Sancaklar Yokuşu’na ve yaşanmışlıklara saygıdan! Soluklanıyorum... • Halk arasında ki yaygın adı: ‘Kırmızı Mektep’... 564 yıllık geçmişi, Rum komşularımız ile olan ilişkilerimizin seyrine göre değişkenlik gösteriyor: Zaman zaman kapalı, bir dönem akademi, sonra müze ve nihayetinde okul... • İstanbul’un fethinden hemen sonra okul olarak hizmete dönüşü, kenti terk eden Ortodoksların geri dönmesinde büyük rol oynamış. Fatih Sultan Mehmet’in Patrik Gennadios’a tanıdığı ferman izni ile 1454 ‘de açılan “Mektebi-i Kebir”, bir zaman sonra Osmanlı coğrafyasında Edebiyat Akademisi olarak anılıyor. Mesela Eflak ve Bogdan beyleri bu okuldan mezun. Teofilos Koridaleus, Aleksandros Mavrokordatosi, Avgenios Vulgaris ve Konstantin Kumas gibi 16. Yüzyılın önemli kalemleri bu okulda ders vermiş. Dünden bugüne bakıldığında en parlak yılları da o yıllar. Bir zamanlar ihtişamlı kulesine kurulan teleskoplar ile astronomi eğitimlerine de ev sahipliği yapan yapı, günümüzde ise Fener Rum Lisesi olarak bir nesle daha ışık tutuyor. • Yapının mimarı, mimarisi, kırmızısı, saati, duvar ve tavan resimleri de araştırmaya değer yeni bilgiler sunuyor meraklısına... Bu değerli detayları da bir başka paylaşıma bırakalım. Zira ‘instagram’ yazılım ekibi, kullandığımız harflerin hesabını tutup, ‘uzatıp durma, tadında bırak’ diyor! ・・・ (2018, Balat, İstanbul) #vscofotografcilik  #rain  #street  #history  #architecture  #travel